PORTOFİNO

Portofino 1960 yılında lise 2.sınıftaydım. Gençlik başımda dumandı.. 
Saçlarımı biryantinlerdim. 
"Necip bey" biryantini saçları kalıplanmış gibi tutardı. 
Genelde yağsız olanını kullanırdım ama birgün yağlısını denedim. 
Hava sıcaktı ve başımdan yüzüme yağlar akmaya başladı. 
Bir daha da kullanmadım. 
Ne yağsızını, ne yağlısını. 
Limonu keşfettim. Biryantinden iyi tutuyordu. 
Bir şey daha keşfetmiştim. 
"I found my love in Portofino" şarkısını. 
50 yıldır içimde yaşayan muhteşem şarkı o yıllarda neredeyse tüm genç aşıkların dilinde ve kalbindeydi. 
Portofino'nun kelime anlamı "son liman" demektir. 
Portofino, İtalya'nın Kuzey Batısında Liguria yönetim bölgesine bağlı Cenova ilinde, bir balıkçı ve turizm merkezidir. 
Rengarenk evlerin çevrelediği bir limanı vardır. 
18.yüzyıl işleme tarzında yapılan mekiki dantelleriyle tanınır. 
1959 yılı başlarında Portofino, küçük, sıradan ama sevimli bir balıkçı köyüdür. 
Bu güzel köy, orada yaşayanlar dışında pek az insanca bilinir. 
Sonra bir gün Vittorio Paltrinieri adında hüzünlü bir İtalyan çıkar sahneye, önce dalgalar vurur kıyıya, sonra bir ıslık karışır dalgalara. 
Şarkı öyle bir patlar ki dünyada, İtalyanca bilmeyenler bile şarkının sözlerini ezberler. 
Bununla da kalmaz , şarkı aynı zamanda adını aldığı o kıyı köyünü dünya turizminin çekim merkezi haline getirir. 
O yıllar dünyada savaşın yaralarının sarılmaya başlandığı, turizmin yeni yeni yaygınlaştığı döneme rastlar. 
Portofino aşırı ilgi gören bir turizm merkezine dönüşür. 
Turizm ve aşırı ilgi aynı zamanda saldırı demektir. 
Zenginler Portofino'yan yönelirler. 
Şimdi dünyaca ünlü İtalyan modacılarının ve yıldızların şahane villaları burada bulanmaktadır. 
Portofino, 1959'dan önce mi daha güzeldi yoksa 2011 'de mi? 
Bir İstanbullu olarak buna yanıt verebilirim ama İtalyanlarla bizim farkımızı unutarak bir karşılaştırma yapmak haksızlık olur. 
Son resimlerine baktım Portofino'nun. 
Kıyılarını korumuşlar. 
Tarihi ve doğal dokusunu bozmamışlar. 
Turizm zenginlik getirir ama orada yaşayanların hayatlarının, geçmişlerinin ve anılarının üzerine beton dökerek birilerinin zengin olması bir "doğa yamyamlığıdır" 50 yıl önceki Halikarnas, Marmaris, Side, Didim, Susanoğlu, Kuşadası doğallıklarıyla korunarak buraları birer çekim alanı haline getirilebilirdi. 
İnsan yediler diye Afrikadaki yamyamları kınayanlar kendi yediklerini göremiyorlar. 
Üstelik Afrikalılar yamyamlığı çoktan bıraktılar, vahşiliğe son verdiler. 
Bizimkiler yedikçe azıyorlar, azdıkça yiyorlar ve kıyı kentlerimiz birer çirkinlik anıtına dönüşüyor. 
Heykele "ucube" diyenler de bunlara destek oluyorlar....

Galeri