Ege İle Akdenizin Buluştuğu Sular

Beton yığını, gürültü, donmuş deniz ürünleri, hormonlu sebzeler, gereksiz insan yığınları, kimyasal atık yüklü denizler istemiyorsanız; sınırlı zamanda eşsiz deneyimler yaşamak için Hisarönü Körfezi'ni öneriyorum. İsterseniz beş yıldızlı uluslararası otel, isterseniz yıldızsız aile pansiyonu... İsterseniz pideci ya da bira patatesçi, isterseniz Akdeniz'in en seçkin butik deniz ürünleri restoranı... Biraz araştırma ile her zaman denizden sabah çıkmış balık, müessese bostanından öğlen toplanmış domates bulabileceğiniz bir coğrafya... Türkiye'de ve yeryüzünde eşsiz ve bir o kadar da mütevazı bir tatil cenneti... Günlük yaşamın stres ve kirliliğinden kurtulmak için uçağa atlayıp, binlerce kilometre gitmeye hiç gerek yok .

Pasifik Okyanusu hariç tüm denizleri gördüm. İddia ediyorum, hâlâ en güzeli bizimkidir. İnsanın bir deniz tatilinde, Güney Ege ve Batı Akdeniz bölgemizi başka bir yerle kıyaslaması en hafif tabirle haksızlıktır. Belki yine aynı kıyılardaki Simi, Kos, Nisiros, Tilos gibi Yunan adaları... Ama aynı değil. Gidin görün, hak vereceksiniz. Kabul, su altı zenginlikleri için Hint Okyanusunun bazı köşeleri ve özellikle de Kızıldeniz tartışılmaz bir şekilde üstün. Ama bir sahilde keyif yapmak, sıcakladıkça kendini denizin yumuşak kollarına bırakmak, akşamüstü gün batımını seyretmek, demlenmeye geçerken üç-beş meze atıştırmak istiyorsanız, gerçekten bizim sahiller eşsizdir. Kenya'da 15 dolara 800 gramlık ıstakoz, Tayland'da tanesi bir dolardan 'deepfried' istridye alabilir, Jamaika'da beş dolara, yani bira fiyatına dünyanın en güzel tropikal kokteyllerini sabah 10'dan itibaren içebilirsiniz. Ama bizim sahillerin 15 dakikalık sohbetten sonra, sanki 50 yıllık dostluğunu bulabilir misiniz, gerçekten bilemiyorum. İtalya'da güzel pizza ve prosecco, İspanya'da güzel jambon ve Cava ya da Fransa'nın güney sahillerinde muhteşem bir St. Jacques (tarak) ya da istiridye ile şampanya ya da roze şarabın âlâsını bulabilirsiniz. Ama bizim hâlâ içilebilecek kadar berrak ve mavi denizimizi bulmanız mümkün değildir. Özellikle de Hisarönü Körfezinin suyunu...


150 kilometre

 Eğer her yeri kaplayan, beton bloklardan sıkıldığınız için tatile çıkıyorsanız: Tatilinizde yoldan geçerken elinizi uzatıp mandalina toplayabileceğiniz.Güneş batarken, dondurulmamış (sabah tekneden çıkmış) lağos, orfoz gibi asil bir balıktan yapılma bir buğulamayı seyrederken tandır fırınında yapılmış esmer bir ekmek dilimini tepsideki suya şamandıra atabileceğiniz. Konakladığınız köyde balıkçılar varsa, sabah kahvaltısında yanlarına yanaşıp, sıcak ev fırını ekmeğini yerli ve yabancı turistin hiç rağbet etmeyeceği sokkan balığı ızgarası ve zeytinyağı soslu ya da mayonezli bulamaca bandırarak kahvaltı yapabileceğiniz. Hazım problemlerinizi, tozlu taşlı yollarda pencereleri sonuna kadar açılmış arabanızda giderken, birden karşınıza çıkan ulu bir incir ağacından toplayacağınız inanılmaz kokulu meyvelerle çözeceğiniz bir tatil istiyorsanız. Gürültü ve gece hayatı değil, bu çağda olabildiğince sükûnet ve sessizlik arıyorsanız; size önerim Hisarönü'nden şaşmamanızdır.
Datça'dan Söğüt'e kadar uzanan yaklaşık 150 kilometre uzunluğunda bir sahil şeridi. İşte benim favori tatil bölgem burası. Önce karadan (çeşit çeşit arabalarımla), sonra denizden önce sekiz beygir dıştan takma motorlu bir Zodiac bot, sonra farklı uzunluklarda yelkenlilerle yaz tatillerimin en önemli mekânı işte bu geniş' denilebilecek körfez oldu.

Datça'nın en ucundaki Knidosun da en uç noktasında bir deniz feneri var: gün
batımında manzara eşsizdir. sol tarafta akdeniz, sağ tarafta ege...


Datça

Bundan 20 yıl kadar önce koldan vitesli 1800 cc motorlu bir Peugeot 504 ile öğle saatlerinde İstanbul'dan yola çıktık. Hedef, Datça Yarımadasının ortalarındaki Aktur Sitesinde ailelerinin yazlığı olan bir arkadaşımızın evi. Yolu küçümsemişim, Marmaris'i geçtiğimizde hava kararıyordu. Datça'nın dağ yollarına girdiğimizde ise zifir karanlık. Çam ormanlarının arasında kıvrılarak yüksek irtifalara çıkıyor, sonra serbest düşüş halinde küçük ovalara iniyoruz.
O sessizlik, çam kokuları, yollara fırlayan tilki ve yaban domuzları arasında Akbük'e vardık.  Sabah kendimi başka bir ülkede hissettim. O günden bu yana Datça yolları duble oldu, yaban hayat biraz örselendi.
Ama gidin bakın o siteye, fırsatınız varsa birkaç gün yaşayın. 20 yıl önceye göre tek fark, evlerin arasındaki devasa çamların çaplarının daha da genişlemiş olması. Her hafta kurulan yöre pazarında kuzugöbeği mantarı da bulabilirsiniz, istifno da. 30 kilometre kadar uzaktaki Datça'nın çarşı sokağına girdiğinizde o devirde c/3 balıkçı restoranlarının önündeki buzlu sergilerde 10-15 kiloluk gerçek trançalar görmek vaka-i adiyeden sayılırdı; eh, şimdi de meraklısına trança bulunabiliyor. Ege'ye bir mızrak gibi saplanan Datça Yarımadası boyunca, merkezde, Palamutbükü'nde, Ovabükü ve Hayıtbükü'nde sayısız güzel şirin pansiyon, butik otel; Datça Yarımadası nın sakin ve pürüzsüz denizleri sizi bekler.
Hayıtbükü'nün hemen yanındaki Gabaklar Pansiyon, hem otantik mutfağıyla, hem de sükûnetiyle benim bir numaramdır. Hayıtbükü'ndeki Ortam Restoran ve Pansiyon'da da mükemmel zaman geçirilebilir. Burada yiyeceğiniz bademi, kabak çiçeği dolmasını, yavru kalamarı, bilmem Türkiye'de nerede bulabilirsiniz?

Eşsiz coğrafya

 Hisarönü Körfezinin en uç noktası Hisarönü beldesidir. Her körfezin dibinde olduğu gibi, suyu bulanık, sazlık kesimleri sivrisinekli ve iklimi ağırdır.  Ama dağ yoluna kuzeye sapıp, Hisarönü'nden 3-5 kilometre açılırsanız, bu kez Gökova'nın eşsiz coğrafyasına ve günlük ağaçlarıyla kaplı sahillerine ulaşabilirsiniz. Hisarönü nün kuzeyindeki Bördübet (ingiliz seyyahların kuş çeşitliliği nedeniyle "bird-bed" adını verdikleri küçük bir koy) ve daha da doğa ile başbaşa tatil (çadırkaravan) arayanlar için Amazon koylarına bu noktadan ulaşım sadece dakikalar alır. Ayrıca alüvyonlu toprağı ve engin su kaynakları ile Hisarönü, bu bölgedeki en iyi organik tarım alanıdır. Denizi matah olmadığından Hisarönü ve çevresine gelen tatilci her restoranda rahatça gerçek bostan sebzesi ve dalından koparılmış meyve yiyebilir. Körfezin dibindeki Hisarönü, aynı zamanda yegâne büyük oteller bölgesidir. Özellikle, 300-400 metre yılan gibi kıvrılarak karanın içine giren Bencik Koyunun tepesine, Dişlice ve Tavşan Adalarının karşısına kurulmuş D-Mares, konumu ve tesis-hizmet kalitesiyle Türkiye'nin önemli otellerinden biri olmayı hak eder. Hisarönü nün güneyine inmeye karar verdiğinizde de başka bir dünya sizi bekliyordun Orhaniye, Selimiye, Bozburun ve nihayet körfezin diğer ucundaki son medeniyet bölgesi Söğüt

Körfezin dibinden güneye yolculuk ilk durak Orhaniye


Bu küçük koyun tam ortasındaki kum bankında yürümek için her gün yüzlerce Marmaris turisti bu güzel köye akın eder. Koyun kuzeyinde Türkiye sahillerinin en güzel tabiat parkına sahip marina; güneyinde ise Kızkumu ve küçük Orhaniye koy adacağının Ege'nin mavi sularından kopardığı iç denizdeki pansiyonlar, restoranlar ve küçük iskeleler yer alır. Ayrıca, Orhaniye'nin kara kısmının içlerinde tandırı ve pideleriyle ünlü Turgut Köyü ve yine Marmaris'ten turistlerin üstü açık j-4 ciplerle safariye çıkıp geldikleri şelaleler vardır. Çepeçevre çam ormanlarıyla kaplı Orhaniye, Türkiye'nin güneybatı ucunda bir Hint Okyanusu adası gibi vahşi yeşil bitki örtüsü ve bir Orta Ege kasabası gibi mavi-yeşil denizlerle sarmalanmıştır. Kaliteli bir yemek arayanlar Martı Marina bünyesindeki Fenari Restaurant'ı deneyebilirler. Körfezin güneyinde ikinci durak ise Selimiye... Benim bundan 24 yıl önce Hisarönü Körfezini keşfettiğim ilk köy.

Selimiye'nin sıcağı

Bir ilk yaz akşamı yine geç bir saatte Selimiye'ye yaklaşıyoruz. O zamanlar, yol asfalt değil, bildiğiniz taşlık bir patika.
Emektar 1953 model Kaplumbağa Vosvos'umla ilk bağımsız bakir Ege turlarımdan birindeyim. Yollarda ne bir tabela, ne bir işaret. O bozuk yolda, benzinimizi tüketmeye az kala, saatler süren bir yolculuktan sonra Selimiye'yi bulmuştuk.
O zamanlar şimdiki Belediye Yat İskelesi'nin hemen yanında devasa bir otel-pansiyon karışımı yer vardı.
Kapağı Selimiye Sahil Motele atmış, yorgunluktan ağzımıza tek lokma bile koymadan uyuya kalmıştık.
Sabah kalktık. Amanın o ne güzellik. Selimiye hâlâ çok çok güzel bir yer. Mandalina, portakal bahçeleri arasında tek tük evler. Hâlâ her köşesinden denize girebileceğiniz eşsiz, tertemiz bir deniz.

Küçücük çarşı sokağında çevredeki Yörük köylerinde yapılıp, turistlere satılsın diye sergilenen kök boyası kilimler, minik halılar, masa örtüleri... Karadan gelirseniz rahatlıkla kalabileceğiniz pansiyonlar, denizden gelirseniz olağanüstü sakin, göl gibi bir suyun üstünde uyuklayabileceğinizsakin birdeniz. Selimiye, Güney Ege'de fırtınalardan kaçabileceğiniz inanılmaz sakin bir liman. Selimiye'de öğlen öyle bir sıcak olur ki, mesela tekne ile gelmişseniz beyaz fiber güverteye bile azıcık tereyağı ve iki yumurta kırdınız mı, kendinize üç dakikada inanılmaz güzel bir omlet yapabilirsiniz. Üstelik Selimiye'de, biraz dolanıp yöre sakinleriyle sohbet ederseniz gerçek köy yumurtası da bulabilirsiniz.
Bilen bilir... Bu önemli bir farktır.

Yola devam; Hisarönii'nde bir sonraki durak Bozburun.
Bozburun, Güney Ege'deki en önemli gulet yapım merkezlerinden biridir. Büyük bir limanı vardır. Şimdilerde gümrük kapısı da açıldı. Pasaportunuza bir damga vurdurup, oradan altı mil uzaktaki Yunan adası Simi'ye de geçebilirsiniz.
Ama geçmeyin, hele ki ilk kez Bozburun'a geldiyseniz.


Köyde sahilde rahat pansiyonlar bulabilir, köyün adına uygun, kıyıdan tepelere uzanan boz kayalıkları arasında büyülü bir tatil yapabilirsiniz. Mendirek ve köy merkezinde şimdilerde hoş kafeler ve restoranlar açıldı. Güzel yemekler ve balık bulabilirsiniz. Bozburun'da köy çevresinde pek denize girilmez ama bir pancar motorlu gezi teknesi kiralayıp çevredeki olağanüstü koyları ve denizleri keşfe çıkmak inanılmaz güzel olabilir.
Türkiye'nin en iyi yelken yapılabilen iki küçük koyundan biri olan (diğeri de Göcek tabii) Bozburun'un hemen çıkışında solda Zeytin Adası, sağda Kiseli Ada ve Kızıl Adanın çevrelediği bir iç deniz vardır. Kızıl Adadan batıya doğru tekne ile yol tuttuğunuzda, önce Tavşan Büküne, ardından da Apostol Burnuna varırsınız. Apostol'un bir kilometre kuzeyinde Hisarönü Körfezinde fırtınaya yakalanan denizcilerin en önemli sığınma merkezi olan Dirsekbükü bulunur. Burada Levent'in işlettiği restorana bir uğramak, bölgenin efsanesi haline gelmiş Mustafa Amca ile iki çift sohbet etmek bir ömre, yeni bir ömür katacak kadar sakin bir deneyimdir. Bir sonraki koy olan Çamlıbahçe ve kuzeye doğru denizin üstünde sıralanmış Hisarönü Adaları arasında küçük bir tur da o ömre iki ömür daha ekler.  Bozburun denizleri, küçük koyları ve adaları normal insanın zıvanasını bozar, canı sıkılanı iyi eder. Ben eskiden (10 yıl kadar önce) Bozburun'un bir başka efsanevi küçük butik oteli Sabrina's Haus'ta tatillerimi geçirirdim. Şimdi Sabrina's Hotel el değiştirdi. Sanırım Türkiye'nin en lüks butik oteli oldu. Ben de çoktandır oraya tekne ile gidiyorum. Sabrina's'da kalmadım. Ama görüyorum, hâlâ çok güzel. Yanı başında Ege sularında bulabileceğiniz en güzel ve en özel deniz ürünleri restoranı Orfoz var.  Bunların fiyatları normal bütçeleri biraz zorlar, ama yanında Karia Bel Otel ya da Bozburun Yacht Club da var. Karayolu ile ulaşım olmayan, dolayısıyla trafik gürültüsü ve çığlık-cümbüş tatil keyfi ızdırabına tanık olmayacağınız bu küçük sahilde kendinize makul bütçelerle de bir fırsat yaratmanız mümkündür.


Son durak: Söğüt! Hisarönü Körfezinin Güneydoğu ucunda konaklayabileceğiniz son durak Söğüt'tür. Söğüt Köyü, Hisarönü içinde ikinci bir körfez olarak da adlandırılan Yeşilova Körfezinin ortasına yerleşmiş, Kızılyer ve Cumhuriyet Mahallesi olmak üzere iki mahalle ve muhtarlıktır. Bunların her ikisinde de güzel konaklama pansiyonları ve çok güzel restoranlar bulabilirsiniz. Benim favorilerim ilk durak olan Kızılyer'de Ahtapot Restoran, Cumhuriyet Mahallesinde Denizkızı Restoran'dır. Her ikisinin de bina arkasında kendi özel bostanları, taze balık getiren 'kadrolu' köy balıkçıları vardır. Kızılyer'in az açığındaki Julia's House Pansiyon da çok meşhurdur. Eğer sakin, ıssız ve sessiz bir tatil istiyorsanız kaçırmayın. Denizkızı Restorana 200 metre mesafede yer alan ve Yunan tavernasını andıran mavi-beyaz dekorasyonuyla 'ahtapotçu amca' da dikkat edilmesi gereken bir unsurdur. Yaptığı ahtapot ızgara ve ahtapot köfte bizim memlekette pek bulunur cinsten değildir. Datça-Marmaris hattının medeniyet açısından en bakir noktası olan Söğüt'ün bir diğer inanılmaz tesisi Yeşilova Körfezine geçişteki tepeleri aşarken bir kör virajda karşınıza çıkacak Teras Restaurant'dır. Teras Restaurant'dan bir sakin gün batımında Bozburun, Kiseli Ada, Üçtaş Kayalıkları, Zeytin Adası, Kızıl Ada, Darboğaz coğrafyasını seyrederek soğuk bir beyaz şarabı ya da rakıyı yudumlamak, bir ömrü beş ömür eder; benden söylemesi.


Enerji isteyen işler

Ben 25 yıldır bu coğrafyayı keşfetmeye çalışıyorum. Ne kadar keşfedebilmişimdir? Şüpheli! Bu 25 yılda soracak olursanız "Ne değişti?" diye. "Hem her şey değişti, hem de pek bir şey değişmedi" diyebilirim. Çünkü muazzam bir coğrafya. Her kayanın, her çalının ardında bir tarih ve bir kültür gizli sanki. Bugün, Hisarönü Körfezi nin özellikle bu bahsettiğim güneydoğu köşesini keşfetmek çok emek istiyor. Karadan ya da denizden, fark etmez, çok emek istiyor! Bir balıkçı motoruna atlayıp, pancar motorun kulak patlatan sesine karşı birkaç tıkaç takınıp gezeceksiniz. Ya da adalar ve yarımadalar üzerindeki antik Karya patikaları üzerinde zıplayarak, bir yandan da sırt çantanıza adaçayı, kekik, kapari toplayarak yürüyeceksiniz. Medeni Karyalılar'ın vahşi korsanlara karşı bir alarm sistemi olarak inşa ettikleri küçük kale, burç, kule yıkıntılarını keşfedeceksiniz. 40 derece öğle sıcağında iki-üç saat dikenli çalılar arasında yürüdükten sonra karşınıza çıkan ve belki de bugüne kadar kimsenin girmemiş olduğu lacivert bir denizi bulup içine dalacaksınız.
Derinizden 'cozzzzz' diye bir ses yükselecek. Korkmayın, bu, tarihin "Siz dünyalılar bana ne yapıyorsunuz?" diyen sesi.

Galeri