Marmaris: Köy Köy Bozburun Yarımadası

Ege ile Akdeniz'in buluştuğu sularda Rodos'a doğru uzanan Bozburun Yarımadası uzaktan bakıldığında çoraktır. Fakat tepelerin arasında, koyların kıyısında yemyeşil köyler saklıdır. Bozburun'un köyleri, koyları kadar güzeldir. Eylülde çam balının merkezi Osmaniye'den çıkacağınız, Çiftlik, Bayır, Taşlıca, Selimiye, Turgutlu'ya uğrayacağınız bir turda bölgenin doğasını, lezzetlerini keşfedebilirsiniz. Marmaris'in köyleri koyla ballı çorba, gadı helvası, çıntar böreği ikram etmek istedi. Yolum uzundu, daveti istemeye istemeye geri çevirdim. Hediye edilen bir kavanoz saf çam balım bagajıma koyup yoluma devam ettim.

Marmaris'in köyleri koyla ballı çorba, gadı helvası, çıntar böreği ikram etmek istedi. Yolum uzundu, daveti istemeye istemeye geri çevirdim. Hediye edilen bir kavanoz saf çam balım bagajıma koyup yoluma devam ettim.


ASIRLIK ÇINARIN GÖLGESİNDE

 Ormanların içinden geçip, Bozburun'a doğru yeşil bir yolculuk yaptım. Önce Çiftlik Koyu'na saptım.
Çamların çevrelediği bu masmavi koy çok davetkardı. Denizin dibindeki taşları saymak mümkündü. Kıyıdaki çardakta ızgara yanmış, köfteler cızırdamaya başlamıştı. Ahmet Şenol, buranın köftelerinin çok lezzetli olduğu konusunda beni uyarmıştı ama yutkunmakla yetindim. Çiftlik Koyu'nun hemen yarımdaki Gebekse Koyu'na gitmek için bir sandal aradım ama bulamadım. Bir mavi yolculukta buraya demirlemiş, koyun binbir renkli sularında kulaç atmıştım. O günden beri aklımdan çıkmamıştı. Virajlı yoldan bayıra tırmanıp, Bayır köyüne geldim. Asırlık çınarın gölgelediği kahvede demli bir çay içtim. Bu çınar için kimi 1500, kimi 2500 yaşında der. Çay içerken bu ağacın gölgesine asırlardır kimlerin sığındığını düşündüm. Soma çevredeki tezgahları Marmaris'i bu kez hem koy köy, hem de köy köy dolaştım. Gördüm ki ilçenin köyleri de koyları kadar güzel. Aslında temmuz ve ağustosta güneye inmemeye çalışırım. Buğulu sıcağı inşam canından bezdirir.

Hep gölgelere, klimalı odalara sığınmak zorunda kalırsınız.
Güneş battıktan sonra bile sıcak çekip gitmez. Sahildeki bir şezlonga uzanıp, gökyüzündeki yıldızlara bakarak hayal kurmanıza izin vermez. Yani, bu iki ayın sıcağı, Marmaris'te oldukça insafsızdır.
Ama yine de gittim...


Aklımı çelen Ahmet Şenol, çok eski arkadaşımdır. Hep çılgın projelerin peşinde koşar. Son projesi, Turunç, Kumlubük'te, dağın ortasında, derin bir kanyonun kıyısında kurduğu tatil köyü oldu. Oradan bakınca, tüm vadiyi ve koyu kuş bakışı görüyorsunuz. Ahmet, genellikle Avrupalı turistlerle çalıştığı için Türk tatilciler bu saldı cenneti pek bilmez. Bu kez tekne yapımcılığına soyunmuş. Söküm yerlerinden topladığı cankurtaran sandallarım, lüks teknelere dönüştürmeye başlamış. İlk yaptığı teknelerle yapacağı ilk turu benimle paylaşmak istemiş. Sözün özü, böylesine güzel bir davete "hayır" diyemedim ve ağustosun başında Marmaris'e gittim. Hava korktuğum kadar sıcaktı. Otomobilimin kliması bile zorlanıyordu. Çünkü güneş, aracın tavanım ekmek fırınına çeviriyordu. Asfalta yumurta kusan pişmesi çok uzun sürmezdi. Ahmet Şenol, cankurtaran sandallarından üç tekne yapmıştı: Fıstık, Fındık ve Ceviz. Biz, en büyükleri olan Fıstık'la açüdık. Gemilerin yan tarafında gördüğümüz o kavuniçi renkli sandal, gerçekten de tam bir "fıstık" olmuştu.

İki kamarası, bir duşu, tuvaleti, mutfağı, kıç tarafta geniş oturma alanı, ön tarafta güneşlenme yatakları ile bu sıcakta gerçekten "can kurtarıyordu". Karadan uzaklaşınca, arkadan uzun oltayı saldık. Kimbilir bir palamut, bir tombik, bir akya, zokayı yutma teşebbüsünde bulunurdu. Bozburun'a doğru her koya girdik çıktık. Lacivert, mavi, turkuvaz suların davetini kıramayıp, Akdeniz'in ılık sularıyla kucaklaştık.

Gürültüden, teknelerden, kulakları tırmalayan yaz şarkılarından, yüzerken inşam tedirgin eden jet-skilerden, muz şeklindeki botlarda çığlık atan turistlerden uzakta, denizin keyfini çıkarttık.
Günün sonunda hem tekne hem de onu yapan Ahmet Şenol sınıfı geçmişti. Ertesi gün onu tersanede, dönüştürmeye çalıştığı cankurtaran sandallarıyla başbaşa bırakıp, köy gezilerime başladım.

ÇAM BALININ MERKEZİ

İlk durağım dağ köyü Osmaniye'ydi. Burası çam balının merkeziydi. Köyün yüzde 95'i, ekmeğini baldan çıkarıyordu. Bir kahvenin gölgesine sığınıp, demli çayın eşliğinde sıcaktan saklanmaya çalıştım. Marmaris Ticaret Odası ile köy muhtarlığı bir Balevi kurmuştu. Aslında bu bir müzeydi, formaüteler yüzünden müze adını kullanamıyordu. Muhtar, tecrübeü balcıydı. Müzeyi gezerken anlattıklarından öylesine ilginç şeyler öğrendim ki, bal konusunda zır cahil olduğumu anladım.-Bir köyde, böylesine güzel, böylesine ayrıntılı bir müze görmek beni şaşırttı. Muhtar öğle yemeğine davet etti. Köy tavuğu dolması, ballı çereçli sac böreği, kadar güzeldir.

 

Galeri